Gösterilecek bir şey yok.

Israrlı Takip (Stalking)

10 ay önce
Makale Ayarları
Israrlı Takip (Stalking),
Kişinin Huzur ve Sükununu Bozma ve
Türk Ceza Hukuku Bakımından Genel Değerlendirme
Prof. Dr. Özlem Yenerer ÇAKMUT

Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku ABD.

I. GİRİŞ

İnsanın bedensel ve ruhi anlamda huzurlu olma durumu sadece içsel bir barış hali değildir. Dışardan kendisine yönelecek tehlikeler olmadığını ve olabilecek olanların da engelleneceğini bilmeyi gerektirir. Dışarıdan gelecek ve huzurunu bozacak nitelikteki davranışların gerçekleştirilme durumunun önüne çekilecek setler en son çare olarak ceza hukuku araç ve kurumlarının kullanılmasını gerekli kılabilir. Böyle bir ihtiyaç hasıl olduğunda ceza hukuku aracılığıyla, ilgililerin üzerlerine düşen görevi yerine getirmekten çekinmemesi ve kararlılıkla konunun takipçisi olması önemlidir. Bu husus, toplumsal düzen ve huzurun sağlanması bakımından zaruridir.

İç ve dış huzurun sağlanması ile gerçekleşecek olan sükun içinde olmak kişinin sağlıklı bir yaşam sürmesinin temelini oluşturacağı gibi yaşama, özel hayatının dokunulmazlığı, cinsel özgürlük gibi birçok hakkıyla yakından ilgilidir.

Yazımızda konuya ilişkin kısa bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

II. Kavram

İngilizce bir kelime olan stalking, Türkçe karşılığı ile ısrarlı takip, tehditkâr biçimde ya da gizlice hareket etmek yürümek, birisine dadanmak, musallat olmak anlamlarına gelmektedir[1].

Kavram günümüzde, ortaya çıkış zamanında kullanılandan daha farklı bir anlam kazanmıştır.  İlk kullanılış zamanlarında Amerika, Avustralya, Kanada ve İngiltere’de magazin gazeteciliğinde kamu oyu tarafından tanınan ünlü kişilerle iletişim kurma gayreti içinde olan takıntılı hayranların idollerini takip etme çabasını ifade etmek üzere kullanılan bu kavram günümüzde, aynı veya birbirinden farklı, ancak sürekli tekrarlanan fiillerle mağdurun takip, tehdit ve taciz edilmesi ve bu suretle süreç içinde yaşanan eylemlerle muhatap üzerinde korku, endişe, huzursuzluk ve paniğe yol açılması halini ifade etmek için kullanılmaktadır[2]. Bu yolla mağdur üzerinde psikolojik bir etki yaratılmaktadır[3].

Türkçeye ısrarlı takip olarak çevrilen bu kavram, mağdur istemediği halde ona sürekli telefon etmek, mektup göndermek veya diğer iletişim araçları vasıtasıyla ilişki kurmaya çalışmak, e-mail, sms vb. göndermek veya siber ısrarlı takip gerçekleştirmek, mağduru bir yerde beklemek, takip etmek, gözetlemek, istenmediği halde çiçek, hediye veya herhangi başka bir eşya göndermek, kamuya açık bir yerde veya internet ortamında mağdur hakkında söylentiler yaymak veya bilgi/resim vb. kişisel verilerini paylaşmak gibi davranışlar olarak karşımıza çıkmaktadır[4]. Suçun maddi unsurunu oluşturan ve çoğaltabileceğimiz bu hareketler aynı zamanda ısrarlı biçimde yapılmalıdır ve ayrıca fiil, fail tarafından kasten gerçekleştirilmelidir[5].

O halde ısrarlı takip kavramını, fail tarafından, mağdur istemediği halde kendisine veya yakınına yönelik olarak, ısrarlı biçimde, araçla, iletişim vasıtasıyla, sözle, hareketle veya hukuka aykırı başka bir davranışla gerçekleştirilen, hukuken korunan bir hakkın güvenliği bakımından korku duyulmasına neden olan, rahatsız edici veya tehditkar fiiller olarak tanımlayabiliriz[6].

Israrlı takip faili, herkes olabilirken somut olaylar irdelendiğinde çoğunlukla mağduru tanıyan ve onunla uzun ya da kısa geçmişe dayalı ilişkisi bulunan kimse olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle genellikle fail, mağdurun nişanlısı, eski eşi, sevgilisi, iş veya okul arkadaşı, komşusu, öğrencisi, hastası veya müvekkili olmaktadır. Öte yandan bazen fail mağduru tanımamakla birlikte platonik olarak ona aşık bir kimse de olabilmektedir[7]. Bu bakımdan özellikle suç ile etkin mücadele açısından, fail-mağdur arasındaki ilişkinin niteliği, fiilin suç olarak düzenlenmesi olasılığında, bilhassa suçun nitelikli hallerinin tespiti bakımından, dikkate alınması önem arz edecek hususlardandır[8]

Israrlı takip fiillerinin yaptırıma bağlanması ile Anayasal ve kanuni anlamda tanınmış birçok hukuki menfaatin (beden bütünlüğü, özel hayatın gizliliği, şerefi vb.) koruma altına alınacağını, bu nedenle korunan hukuki değerin karma nitelik taşıyacağını ifade etmemiz gerekir[9].

Uluslararası alanda farklı hukuk sistemlerinde konuya ilişkin değişik düzenlemeler bulunmaktadır[10]. Kökenini Amerika’da bulan bir kavram olan ısrarlı takip hukuki dayanağını ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin Kalifornia Eyaletinde bulmuştur. Kaliforniya’da 1996 yılında yapılan düzenlemeye göre, bir kimsenin bir diğer kişiyi, onun veya doğrudan aile üyelerinden birinin güvenliğini mağdurda endişe, korku yaratacak biçimde tehdit ederek,  kasten, kötü niyetli olarak ve tekrarlayan biçimde takip etmesi veya rahatsız etmesi halinde stalking fiilinden söz edilmektedir[11]. Bu hareketlerin en az iki kez tekrarlaması gereklidir[12]. İskoçya, İngiltere, Kanada, Avustralya, Hollanda, Belçika, Avusturya ve Almanya gibi birçok ülkede de konuya ilişkin özel ve benzer düzenlemeler bulunmaktadır[13].

Alman Ceza Kanunu StGB §238 ısrarlı bir şekilde izleyerek rahatsız etme suçunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre; “(1)Her kim, diğer bir kişiyi, yetkisi olmaksızın izleyerek, ısrarlı bir şekilde,/ 1.yakınındaki yerlere gider,/ 2.telekomünikasyon araçlarını veya sair haberleşme araçlarını veya üçüncü kişileri, onunla temas kurmayı sağlamak üzere kullanarak, girişimlerde bulunur,/ 3.bu kişiye ilişkin verileri kötüye kullanarak, onun adına mal veya hizmet ısmarlar veya üçüncü kişilerin onunla temas kurmasına sebebiyet verir, /4.onu veya onun yakını olan bir kişiyi hayat, vücut bütünlüğü, sağlık veya özgürlüğünü ihlal etmekle tehdit ederse veya/ 5.sair benzer bir fiil gerçekleştirir,/ ve bu şekilde bu kişinin sürdürdüğü, hayat tarzını şekillendirmesini, ağır bir şekilde bozarsa, üç yıla kadar hapis cezası veya adlî para cezası ile cezalandırılır./ (2)Eğer fail mağduru, mağdurun aile mensuplarından birini veya mağdurun yakınlarından birini, işlediği fiil ile ölüm tehlikesi veya sağlığının ağır bir şekilde bozulması tehlikesine düşürürse üç aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilir./ (3)Fail, gerçekleştirdiği fiil ile, mağdurun, onun bir aile mensubunun veya mağdura yakın kişilerden birinin, ölümüne neden olursa, bu takdirde hapis cezası bir yıldan on yıla kadardır./ (4)Fiil, 1’inci fıkraya giren hallerde, sadece şikayet üzerine soruşturulur veya kovuşturulur; ancak soruşturma ve kovuşturma makamları, ceza takibindeki özel kamu yararından dolayı resen harekete geçmeyi gerekli görürlerse, kendiliğinden kovuşturma hakkı saklıdır.”[14].


[1] Ö.Y.Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, İstanbul 2014, 79; A.Türkmen, “Israrlı Takip”, Radikal 2, 25.03.2012, https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType, 03.04,2012; A.Türkmen, “Yeni Bir Hukuki Olgu Olarak Israrlı Takip ve Taciz (Stalking) Ve Bunun Türk Medenî Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi”, DEÜHFD, Özel Sayı, 11 (2009), İzmir 2010, 1387, https://web.deu.edu.tr/hukuk/dergiler, 10.02.2014. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bak.S. Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, İstanbul 2020, 7 vd.

[2] S.Sadtler, Stalking-Nachstellung, Entwicklung, Hintergründe und rectliche Handlungsmöglichkeiten, Nomos Verlagsgeselschaft, Baden-Baden 2009, 25-26; Türkmen, Israrlı Takip, https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType, 03.04,2012.

[3] J.Gericke, “Nachstellung”, in: Günther M.Sander, Münchener Kommentar zum Strafgesetzbuch, Band 4, §§185-262 StGB, Verlag C.H.Beck, Münih 2012, 1215; K.Kühl, Lackner/Kühl, Strafgesetzbuch, Kommentar, Verlag C.H.Beck, Münih 2011, 1090.

[4] K.Baum/S.Catalano/M.Rand/K.Rose, “Stalking Victimization in the United States”, https://www.ovw.usdoj.gov/docs/stalking-victimization.pdf, 10.02.2014.

[5] Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi ve öneri için bak. Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, 102 vd.

[6] Farklı tanım için bak. Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, 13; İstanbul Sözleşmesi m.34, bak. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.pdf, 14.04.2021.

[7] Türkmen, Israrlı Takip, https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType, 03.04,2012.

[8] Aynı yönde bak.Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, 77.

[9] Ayrıntılı bilgi için bak. Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, 73 vd.

[10] Ayrıntılı bilgi için bak.Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, 23 vd.; R.Doğan, “Kadına Yönelik Şiddetin Bir Türü Olarak, Israrlı Takip (Stalking) Kavramı ve Suçu”, https://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2014-2/6.pdf, 14.04.2021.

[11] M.Markus Aul, Stalking-Phänomenologie und strafrechtliche Relevanz, Nomos Verlagsgesellschaft, Baden-Baden 2009, 8; Stalking, https://en.wikipedia.org/wiki/Stalking, 31.01.2014.

[12] Markus Aul, Stalking-Phänomenologie und strafrechtliche Relevanz, 8.

[13] Sadtler, Stalking-Nachstellung, Entwicklung, Hintergründe und rectliche Handlungsmöglichkeiten, 101-107. Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi için bak.H.Fünfsinn, “Rechtliche Gestaltung des Stalking-Tatbestandes, praktische Erfahrungen und Probleme”, in:Stalking Wissenschaft, Gesetzgebung und Opferhilfe, Dokumentation des 20.Mainzer Opferforums 2009, Weisser Ring e.V. (Hrsg.), Nomos Verlaggesellschaft, Baden-Baden 2010, 108 vd.

[14] F.Yenisey/G.Plagemann, 15 Mayıs 1871 tarihli Alman Ceza Kanunu, (Almanca Metin, Türkçe Çeviri ve Sözlük), İstanbul 2009, 312-313. Farklı düzenleme ve tanımlar hakkında ayrıntılı bilgi için bak.Aul, Stalking-Phänomenologie und strafrechtliche Relevanz, 38-47. Almanya’da 2007 yılında yürürlüğe giren §238 hakkında ayrıntılı bilgi için ayrıca bak.U.Kindhäuser, Strafrecht Besonderer Teil I, Straftaten gegen Persönlichkeitsrechte, Staat und Geselschaft, Nomos Verlagsgesellschaft, Baden-Baden 2012, 171 vd.; R.Rengier, Strafrecht Besonderer Teil II, Delikte gegen die Person und die Allgemeinheit, Verlag C.H.Beck, München 2011, 202 vd.; J.Eisele, Strafrecht-Besonderer Teil I, Straftaten gegen die Person und die Allgemeinheit, Verlag W Kohlhammer, Stuttgart 2012, 174 vd.

III. Türk Ceza Hukuku Bakımından Genel Değerlendirme
1.Türk Ceza Kanunu Bakımından

Özellikle belirtmelidir ki, Türk Ceza Kanunu’nda ısrarlı takip ayrı bir suç olarak kabul edilmiş değildir. Ancak failin işlediği fiil, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olan bir suçun, kişinin huzur ve sükununu bozma, hakaret, tehdit, cinsel taciz vb., oluşumuna vücut verebilecektir ve failin cezalandırılması da mümkün olabilecektir.

Önemle ifade etmelidir ki, ısrarlı takip fiilleri hukuka aykırı bir davranıştır ve mağdurun başta huzur ve sükunu olmak üzere hukuken korunan birçok önemli menfaatini bozduğuna hiç şüphe yoktur. Günümüzde yaşanan gelişmeler de bu fiillerin ayrıca ve detaylı biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle ısrarlı takip fiilleri üzerinde hassasiyetle durulması ve fiilin bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, suç ve ceza politikası ve suçla mücadele bakımından içinde bulunduğumuz bu günlerde yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde, gerekli ve önemlidir[1].

Bu önemli hususu ifade etmekle birlikte yürürlükteki Ceza Kanunu bakımından da fiilin yaptırıma tabi olmadığını ifade etmeye olanak bulunmamaktadır. Özellikle kişinin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşumunu sağlayan diğer unsurların varlığı halinde ısrarlı takip (stalking) fiilleri, TCK m.123 kapsamında hukuka aykırı başka bir davranış içinde ele alınarak cezalandırılabilecektir.

Şu anda yürürlükte bulunan mevzuatımız açısından ısrarlı takip fiilinin işlenmesi durumunda söz konusu olabilecek suç tipi olan kişilerin huzur ve sükununu bozma fiilini genel olarak ele almakta fayda görüyoruz.

Kişinin huzur ve sükununu bozma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun özel hükümler kitabında, kişilere karşı suçlara ilişkin ikinci kısmın hürriyete karşı suçlar başlıklı yedinci bölümünde 123.maddede düzenlenmiştir[2]. Türk Ceza Kanunu’nun kişilerin huzur ve sükununu bozma başlığını taşıyan 123.maddesine göre, “(1) Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.”

Maddenin Gerekçesi; “Madde, belirli bağımlı hareketlerle kişilerin huzur ve sükûnlarının bozulması hususunda gösterilen çabaları cezalandırmaktadır./ Suçun maddî unsuru bir kimseye ısrarla, gece gündüz demeden telefon edilmesi veya ona karşı ısrarla gürültü yapılmasıdır. Örneğin oturulan apartmanın alt veya üst katında sürekli olarak öteberi çalarak gürültü yapılması gibi./ Ancak bu hareketlerin sırf mağdurun huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla yapılması gerekmektedir. Böylece madde, suçun oluşması için özel bir maksatla hareket edilmesi şartını getirmektedir./ Dikkat edilmelidir ki, bu suç tanımıyla cezalandırılan fiiller, kişiler üzerinde uygulanacak maddî veya cebrî bir müdahale niteliği taşımamaktadır. Bu suç tanımı ile kişilerin psikolojik, ruhsal sükûn içinde yaşamak hakkını korunmaktadır./ Yapılan etkinlikler sonucu mağdurun dengesi bozulduğu örneğin ruhsal bir teşevvüşe uğradığı hâllerde ise, kasten yaralama suçu söz konusu olacaktır./ Maddede düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulması, suçtan zarar görenin şikâyetine bağlıdır.” biçimindedir[3].

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.123’de suçun maddi unsuru, bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması olarak tespit edilmiştir. Suç, maddi unsurunu oluşturan hareketler bakımından seçimlik hareketli suç olmakla birlikte aynı zamanda gerçekleştirilecek her bir seçimlik hareket bakımından bir sınır getirilmediğinden serbest hareketli suçlardandır ve özellikle hareketlerin ısrarla işlenmesi gereği ise suçu bağlı hareketli yapmaktadır[4].

Suçun oluşumu için gerekli olan ve ısrarlı takip bakımından da ele alınması ve detaylandırılması gereken hukuka aykırı başka bir davranışta bulunma hareketidir. Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla gerçekleştirilen hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması suçun hukuka uygun olmayan hareketlerle işlenmesi gereğini ifade etmektedir[5]. Bu tabir içine telefon etmek ve gürültü yapmak dışında kalan birçok hareket girmektedir[6]. Nitekim Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere far yakmak[7], kapı zili çalmak[8], zil çalmak[9], evin içine bakmak[10] bu hareketlere örnek olarak verilebilir. Bunların dışında tuvaletten gözetlemek[11], ev camının ya da kapının tıklatılması[12], pencereye taş atılması, çakmak yakılması[13], konut duvarına merdiven dayayarak içeri bakma[14], halı çırpılması, evin önüne otomobille park ederek evin gözetlenmesi, mağduru sürekli takip etme, mağdura ayna tutma, kapı önünden geçen kimseye su dökme, bahçeye komşuyu rahatsız edecek nitelikte  çöpler dökme[15], uzaktan dürbünle gözetleme, evin ya da işyerinin önünde bekleme, otomobille takip etme[16], e-mail gönderme[17], oda pencere kağıdının yırtılması[18] vb. hareketler bu kapsamdadır[19]. Dolayısıyla sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla gerçekleştirilen ısrarlı takip fiilleri de TCK m.123 kapsamında yaptırım uygulanabilecek fiillerden sayılabilecektir.

Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ile korunan hukuki değer, psikolojik ve ruhsal bakımdan bireylerin rahatsız edilmeden huzur ve sükun içinde ve sağlıkla yaşama haklarıdır[20].

Suçun faili ve mağduru herkes olabilirken; mağduru bakımından özellikle ifade edilmelidir ki, kendisine fail tarafından ısrarla telefon edilen, gürültü yapılan veya hukuka aykırı bir başka davranışta bulunulan kişi olmalıdır. Bu anlamda belirtilmelidir ki, mağdur belirli bir kimsedir[21].

Suç mağdurun sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla işlenmesi gerektiğinden özel kast ile işlenen suçtur.Bu suçbakımından herhangi bir ağırlaştırıcı sebebe yer verilmemiş; yaptırım olarak 3 aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüş ve suçun soruşturma ve kovuşturulması şikayete tabi kılınmıştır[22].


[1] Aynı yönde görüş ve madde önerisi için bak.Türkoğlu, Ceza Hukuku Açısından Israrlı Takip, 115-117.

[2] Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi için bak. Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, 49 vd.

[3] N.Centel/H.Zafer/Ö.Çakmut, Gerekçeli-Karşılaştırmalı-Tablolu Yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve İlgili Mevzuat, İstanbul 2005, 217.

[4] Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, 54-64.

[5] “Sanığın geçen otomobillerden, dur dediği halde durmayan birinin arkasından silâh atması 551 inci ve diğerlerini de yine tabanca çekerek (dur) demek suretiyle durdurarak yolcuların huzur ve rahatını ihlâl eylediğinden 547 nci maddelere temas eden hareketlerinin iki suç teşkil ettiğinin nazara alınmaması yolsuzdur”, Y4CD, 01.02.1952-1122/1122, Y.Akıncı/T.Atakan, Mevzuatt Kabahat Fiilleri ve Usul Hükümleri, İstanbul 1966, 152.

[6] Konuya ilişkin detaylı bilgi için bak. Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, 58 vd.

[7] “Sevk ve idaresindeki otomobiliyle gece vakti müştekilerin evinin önünde durarak far yakıp söndüren ve korna çalan sanığın eylemi TCK.nun (123).maddesinde yazılı suçu oluşturur”, Y5CD, 16.10.1991-3210/4292, A.Gündel, Yeni Türk Ceza Kanunu Açıklaması, II (Madde 53-125), Ankara 2009, 2735.

[8] “Kapı zilini tekraren çalmaktan ibaret eylem TCK.nun (123).maddesinde yer alan suçu oluşturduğu halde”, Y5CD, 05.11.1991-3928/6492, Gündel, Yeni Türk Ceza Kanunu Açıklaması, II (Madde 53-125), 2735.

[9] “Oluşa ve dosya içeriğine göre, şikayet tarihine yakın bir zaman aralığında sanığın kiracısı olan katılanı oturduğu daireden tahliyesini sağlamak için katılanın daire zilini gece-gündüz belirsiz zamanlarda ve sıklıkla çaldırarak katılanın huzur ve sükununu bozduğu, apartman içerisinde katılana “orospu, eve adam kapatıyorsun” demek suretiyle hakaret ettiği dinlenen tanık beyanlarından anlaşıldığından  ve tanıkların bu suçlara ilişkin beyanları arasında atılı suçların unsurlarına ilişkin bir çelişki bulunmadığından, mahkemenin bu suçlara yönelik kabul ve uygulamasında bir aykırılık görülmediğinden; sanığa atılı hakaret suçunun şikayete bağlı suçlardan oluşu, mahkemenin takdir hakkını hapis cezasından yana kullanmış oluşu, 5237 sayılı TCK.nun 50/2.maddesi uyarınca bu cezanın adli para cezasına çevrilemeyeceği zorunluluğu, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçuna ilişkin bir talebinin de olmayışı bu suçlara ilişkin takdiri indirim maddesinin uygulanıp uygulanmamasının mahkemenin takdirinde olup, mahkemenin takdir hakkını uygulanmaması yönünde kullandığı anlaşıldığından ve de hükümde başkaca artırım ve indirim yapılmayacağını açıkça belirttiğinden, tebliğnamedeki bu hususlara yönelik düşüncelere katılınmamıştır”, Y2CD, 30.06.2009-2008-31414/2009-31217, O.Yaşar/H.T.Gökcan/M.Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, III (Madde 86-146), Ankara 2010, 3880.

[10] “Sanığın etrafı çevrili olmayan evin pencesinden içeriye bakmaktan ibaret eyleminin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu ve bu suçtan dolayı soruşturma aşamasında işlem yapıldığı nazara alınarak sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi”, Y2CD, 09.04.2008-2007-17898-2008-6664, Yaşar/Gökcan/Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, III (Madde 86-146), 3880. “Sanığın arkadaşı ile birlikte mağdurun bir apartmanının iki katında olan meskeninin müştemilâtı olan balkonuna çıkmak suretiyle mesken masuniyetini ihlâl ettikten sonra pencereden evin içerisini gözetlemek suretiyle Türk Ceza K.nun ayrı iki maddesine uygun müstakil iki suç işlemiş bulunmasına göre 79.maddenin tatbiki düşünülemiyeceğinden hükümde ve hükmün tasdikinde bir isabetsizlik bulunmamıştır”, YCGK, 23.12.1957-160/161, C.Köseoğlu, Haşiyeli Türk Ceza Kanunu ve Özel Bölüm, İstanbul 1968, 707.

[11] “Sanığın, evinin avlusunda bulunan tuvalete giren mağdureyi tuvalet duvarındaki delikten hiçbir söz sarfetmeden gözetlemekten ibaret eyleminin TCK.nun 547.maddesine uyan itidal ve muvazene harici hareket niteliğinde kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde sarkıntılık suçundan hüküm kurulması”, Y5CD, 01.04.2002-4554/2049, H.Erol, Gerekçeli, Açıklamalı ve İçtihatlı Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara 2005, 638.

[12] “Sanığın gece geç vakitte müştekiye ait evin camını ve kapısını edep ve iffete yönelik bir davranışta bulunmadan ve söz sarf etmeden sadece tıklatmaktan ibaret eylemine müştekinin uyarısı üzerine son verip oradan ayrılmasının itidal ve muvazene dışı harekette bulunmak suçunu (765 sayılı TCK m.547) oluşturacağı”, Y5CD, 06.07.2000-1012/4033, Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, 639. “Sanığın, geceleyin kocası evde olmayan müdahilin evi önüne gelip camı tıklatarak ona ısrarla cinsi münasebet teklif etmekten ibaret eylemlerinin tümünün sarkıntılık suçunu oluşturduğu nazara alınmadan yazılı madde ile (TCK nun 547 nci maddesiyle) ceza verilmesi, bozmayı gerektirmiştir”, Y5CD, 14.09.1976-2558/2541, Y.G.Erdurak, En Son Değişiklikleriyle İçtihatlı Türk Ceza Kanunu Ve Cezaların İnfazı Hakkında Kanun (ve bu kanunla ilgili tüzek), Ankara 1984, 1198. “Pencere ve su borusunun tıkırdatılması üzerine, mağdurenin (kim o) diye dışarı baktığı, bunu gören sanığın kaçtığı anlaşılmış olduğuna göre eylemi, TCK. nun 547. maddesine uygun bulunduğu düşünülmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır”, Y5CD, 05.11.1981, 3372/3220, A.P.Gözübüyük, Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlariyle Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Gözübüyük Şerhi, IV, (Hususi Kısım-Cürümler) (Madde 448-592), İstanbul 1989, 928.

[13] “Sanığın, yakınanın evinin bahçesine, geceleyin birkaç kez gelip, pencereye taş atma ve çakmak yakmak biçimindeki eyleminin zamanaşımına uğrayan TCY.nın 547.maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden”, Y4CD, 30.05.2000-4644/4623, Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, 639.

[14] “Sanığın çevresi çevrili olmayan konutun duvarına merdiven dayayarak içeriye bakma biçimindeki eyleminin TCk.nun 547.maddesine uyduğu gözetilmeden”, Y4CD, 28.04.1997-2722/3233, Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, 639.

[15] “Sanığın boş içki şişelerini müştekinin çatısına ve bahçesine atmasından ibaret eyleminde ızrar kastının ne şekilde oluştuğu açıklanmadan, TCK.nun 547.maddesine uyan eyleminin ızrar suçunu oluşturduğunun kabulü ile …cezalandırılmasına karar verilmesi”, Y10CD, 23.12.1992-13503/13473, Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, 640.

[16] “Sanığın kullanmakta olduğu aracı ile yolda gördüğü müştekiyi bir süre takip etmek suretiyle huzurunu bozduğu, edep ve nezaket hislerini rencide edecek bir davranışta bulunmadığı, anlaşılmasına göre eylemine uyan TCK.nun 547.maddesinde yazılı madde yerine (başka bir maddeyle) hüküm tesisi”, Y5CD, 19.02.1991-599/796, Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, 641.

[17] “Okur yazar olmayan sanıkların büyü yapmak amacıyla başkalarına yazdırdıkları nüshaları müdahilin evinin sokak tarafındaki duvarında bulunan oyuk içine koymaktan ibaret eylemleri 677 sayılı Yasanın 1.maddesinde yazılı üfürükçülük suçunu oluşturmamakla birlikte TCK.nun 547.maddesinde öngörülen müdahilin huzuru ve rahatını ihlal suçunu oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde hüküm tesisi”, Y7CD, 14.02.2002-2223/1670; “Pansiyon sahipleri veya görevlendirdikleri kişilerin otobüslerden inen yolcuları kendi pansiyonlarına çekebilmek için çirkin, gereksiz davranış ve hareketlerde bulunmaları ve duraklarda beklemeleri şeklindeki eylemleri TCK.nun 547.maddesindeki suçu oluşturur”, Y CD, 15.09.1993-7987/9440; “Sanık Ayşe’nin bir olay nedeniyle dargın bulunduğu mağdurenin evdeki huzurunu kaçırmak maksadıyla ona “canım sevgilim” diye başlayıp buluşma davetini içeren mektup yazmaktan ibaret eyleminin TCK.nun 547.maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden…hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir”, Y5CD, 10.06.1991-2867/3128, Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, 638-639. Ayrıca bak.N.Güney/K.Özdemir/Y.S.Balo, Gerekçe ve Tutanaklarla Karşılaştırmalı Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara 2004, 385; İ.Malkoç, Açıklamalı-İçtihatlı 5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu, (Madde 1-187), Birinci Cilt, Ankara 2007, 855.

[18] “Oda pencere kâğıdının yırtılmasının 547 nci maddeye uyup uymadığının tartışılmaması yolsuzdur”, Y4CD, 11.04.1952-3746/3880, S.Perinçek/C.Özden, Türk Ceza Kanunu ve Buna Ait Seçilmiş Temyiz Mahkemesi Kararları, İstanbul 1959, 997.

[19] Yaşar/Gökcan/Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, III (Madde 86-146), 3870.

[20] Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, 52.

[21] Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, 53-54.

[22] Çakmut, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma ve Gürültüye Neden Olma Suçları, 69-74.

2. Türk Ceza Kanunu Dışındaki Düzenlemeler Bakımından

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanan ve 24/11/2011 tarihli ve 6251 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin onaylanması Bakanlar Kurulu tarafından 10/2/2012 tarihinde kararlaştırılmış ve Sözleşme ve onaylanma kararı 8 Mart 2021 Gün ve 28227 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, hukukta geçerli paralellik ilkesine uyulmaksızın, 20 Mart 2021 tarih ve 31429 nolu Resmi Gazete’de yayımlanan 3718 karar sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, Türkiye Cumhuriyeti tarafından feshedilmiştir.

Açıkça ifade edilmelidir ki, Sözleşme Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Yürürlüğü bakımından bugün tartışmalı bir durum ortaya çıkmış olsa da Sözleşme’nin iç hukuk bakımından etkisi mevzuatta yapılan değişiklikler ve Sözleşme nedeniyle yürürlüğe girmiş bulunan kanun ve düzenlemeler nedeniyle varlığını sürdürmektedir.

İnceleme konumuz olan ısrarlı takip bakımından önemi nedeniyle Sözleşme’den kısaca bahsetmemiz gerektiğini düşünmekteyiz. Kısaca İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Sözleşme’nin Devletler tarafından kabul ediliş nedenlerinden bazıları;

1.Kadınlara yönelik her türlü şiddeti ve aile içi şiddeti kınayarak; Kadınlar ve erkekler arasında yasal ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadınlara yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğu; 2.Kadınlara yönelik şiddetin, erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmasına ve kadınlara yönelik ayrımcılığa neden olan ve kadınların tam ilerlemesini engelleyen ve kadınlar ile erkekler arasındaki tarihsel eşitlikçi olmayan güç ilişkisinin tezahürü olduğu; 3.Kadınlar ile kız çocuklarının, çoğunlukla aile içi şiddet, cinsel taciz, tecavüz, zorla evlendirme, sözde “namus” adına işlenen cinayetler, kadın sünneti gibi insan haklarını ciddi şekilde ihlal eden ve kadın erkek eşitliğini sağlamanın önünde büyük bir engel oluşturan şiddetin pek çok boyutuna maruz kaldıkları büyük endişesinin dikkate alındığı; 4.Kadınlar ile kız çocuklarının toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma riskinin erkeklerden daha yüksek olduğu[1] gerçekliğidir.

Bu gerçeklikleri belirleyen Sözleşme, ilk maddesinde[2];

“İşbu Sözleşmenin amacı;

  1. Kadınları her türlü şiddetten korumak, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak,
  2. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dahil kadınlar ile erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmek;
  3. Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek;
  4. Kadınlara yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek;
  5. Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak üzere bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliğini sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamaktır.

2. Sözleşme hükümlerinin taraflarca etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla, işbu Sözleşme özel bir izleme mekanizması kurar.” hükmünü getirerek

amacını net biçimde ortaya koymuştur. Ayrıca Devletlere iç hukuklarında belirlenmiş hedefleri gerçekleştirmek bakımından özellikle yapılması gereken düzenlemeleri de öneri olarak göstermiştir. 

Bu kapsamda Sözleşme’nin 34.maddesinde; “Taraflar, başka bir kişiye yönelik, kendi güvenliği için korku duymasına neden olacak şekilde tekrar eden, kasıtlı ve tehditkar davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.” düzenlemesi yapılmış ve Israrlı Takip başlığı altında konuyu ele alınmıştır[3].

İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukuktaki en önemli yansıması 6284 sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun[4]’dur. Bu Kanun’un ilk maddesinin birinci fıkrasında ısrarlı takip kavramı yer almış ve böylece kavram ilk kez açıkça Türk Hukukuna girmiştir. Söz konusu madde; “(1)Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”  biçimindedir. Bu düzenleme uyarınca ısrarlı takibe maruz kalan mağdur kadın ya da erkek olsun veya faille arasında aile bağı bulunsun ya da bulunmasın Kanun’un öngördüğü önleyici/koruyucu tedbirleri (koruma altına alma, barınma yeri sağlama, mağdurun bulunduğu konuta, okula, işyerine yaklaşmama vb.) talep etme ve bunlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bu kapsamda Kanun gereğince Mülki amir tarafından koruyucu tedbirlere (Kanun m.3) hükmedilebileceği gibi, Hakim tarafından koruyucu ve önleyici tedbirlere (Kanun m.4-5) hükmedilebilir.

Tedbir kararlarına aykırılık durumunda Kanun’un 13.maddesinde; “ (1)Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur./ (2)Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez./ (3)Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir.” hükmü yer almakta, ilgililerin zorlama hapsine tabi tutulacağı belirtilmektedir.

Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da görüldüğü üzere ısrarlı takip fiiline maruz kalmış mağdurlar bakımından, diğer fiiller için öngörülen koruma ve önleme tedbirlerinin uygulanacağı ifade edilmiş ve verilen tedbir kararlarına aykırı davrananlar hakkında uygulanacak zorlama hapsi hükme bağlanmıştır. Sözleşme bağlamında ayrı ve ayrıntılı bir düzenleme Kanun’da yer almamaktadır.

 6284 sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği[5] Tanımlar ve kısaltmalar başlığı altında yer alan 3.maddesinin 1.fıkrasının ş bendinde Tek taraflı ısrarlı takip kavramını; “Aralarında aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, şiddet uygulayanın, şiddet mağduruna yönelik olarak, güvenliğinden endişe edecek şekilde fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde, içeriği ne olursa olsun fiili, sözlü, yazılı olarak ya da her türlü iletişim aracını kullanarak ve baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışı” ifade eder olarak tanımlamıştır. Aynı maddenin j bendinde ise Korunan kişi kavramı, “Tedbir kararı kapsamında korunan şiddet mağdurunu ve varsa beraberindeki çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurunu” ifade eder şekilde tanımlanmış ve bentte tek taraflı ısrarlı takip mağduru da kapsam içine alınmıştır.

Bu belirtilenler dışında Türk Hukukunda ısrarlı takip başlığı altında detaylı farklı bir düzenleme ise bulunmamaktadır.


[1] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.pdf, 14.04.2021.

[2] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.pdf, 14.04.2021.

[3] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.pdf, 14.04.2021.

[4]  08.03.2012 Gün ve 6284 sayılı Kanun (RG 20.03.2012, No.28239).

[5] RG 18.01.2013, No.28532

IV. SONUÇ

Ceza hukuku, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ile korunması işlevlerini bünyesinde barındırır ve bu amaçla hak ihlaline maruz kalan veya kalma olasılığı olan tüm bireyleri koruma görevi ve işlevi bulunur. Bu nedenle emir ve yasakları belirlerken uymayanlar bakımından da yaptırımları tespit eder.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda fiziksel, psikolojik şiddet ve cinsel şiddete yönelik düzenlemeler yer almakta ve failler işledikleri fiillerin sonucunda yaptırıma maruz kalmaktadırlar. Ancak zamanla şiddetin türünde değişiklikler olmakta, farklı biçimleri ile yaşamımızı güçleştirmekte ve hem uluslararası ve hem de ulusal düzlemde tanınmış haklarımızı ihlal etmektedir.

Zamana ve ihtiyaçlara uyum sağlamak zorunda olan hukuk, şiddetin her türüne sıfır tolerans düsturundan hareketle yeni düzenlemeler yapmak ve süreçte yaşanan şiddet vakalarındaki artışı durdurmak ve ihlallerin önüne geçmek durumundadır ve bu bilinçle kanun koyucular yeni düzenlemeler yapmaktadır ve yapmalıdır. Israrlı takip şiddetin farklı bir boyutu olarak bugün yaşadığımız bir gerçekliktir. Dolayısıyla hem mağdurların, mağduriyetinin giderilebilmesi ve hem de yeni mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için konuya ilişkin ceza kanununda düzenleme yapılması gereklilik olarak ortaya çıkmış durumdadır. Şiddetin her türlüsü ile amasız, fakatsız ve lakinsiz mücadele, öncelikle ceza hukuku dışındaki alanlarda gösterilecek çabayı gerektirmekle birlikte şiddetin sonlanmasını gerçekleştiremediklerinden aynı zamanda yapılan bu çabaların yanında son çare olan ceza hukukunun da devreye girmesini zorunlu kılmaktadır.